Yazı
Yüzde Doksan Alıp Elli Bire Kırk Dokuz Yenilmek
En büyüğün karşısındakine yedeklenerek hiçbir kırılma yaşanmadı; Kurtuluş Savaşı'nda bile mandacılar çoğunluktaydı. Örgütlenmeyen, bedel ödemeyen, sadece oy veren bir halk sandıktan kazansa da iktidara çıkamaz. Sandığı boykot etmek de yol değil, yol sandığa düzen dışı bir alternatif taşımak.
Limbo # Gündemle falaka atmak ↗Sosyalistler dışındaki partilerin hangisine oy verirseniz verin hiçbir şey olmayacağını duyan biri zekice bir şey bulduğunu düşünerek çıkıp geliyor: önemli olan, en büyüğün karşısındakine oy vermek. Yirmi beş yıldır nasıl düşünemedik bunu? En büyük AKP, onun karşısında en büyük CHP var; onun etrafında birleşelim, onunla yan yana gelelim, CHP'ye kazandıralım ki biz de kazanalım . Üç bin yıldır kimsenin aklına gelmemiş bir buluş bu: en büyük A kümesine karşı büyük bir yapı kurabilecek B kümesini destekleyelim, oraya yedeklenelim, sorun çözülsün . Vay anasını.
Arkadaşlar bu kafayla hiçbir devrim olmazdı zaten. Bu kafayla hiçbir şey olmazdı. Kölelik bile kalkmazdı.
Köleliğin kaldırıldığı siyasal devrimlere, oradaki hukuki tartışmalara bakın (köleliğin fiilen askeri yoldan kaldırılmış olması ayrı bir mevzu): mutlak özgürlüğü isteyenlerin karşısında, daha hafifini, "tam özgür olmayalım ama tam köle de olmayalım" diyen birileri mutlaka vardır ve en büyük kitlesellik hep onlardadır .
Kurtuluş Savaşı'nda da böyleydi. Mandacıların mebus sayısı, İttihatçıların ve Kemalistlerin kurduğu bağımsızlıkçı örgütlenmelerinkinin on katı falandı . Hesapları da kâğıt üstünde gayet makuldü: bir tarafta padişahın içinde oturduğu bir işgal rejimi var, öbür tarafta bunlar; Amerikan mandasına girelim, kurtuluruz . Makul değil mi? Üstelik çok kalabalıklar. Anadolu eşrafı da bunu istiyor, Anadolu zengini de; toplumun çoğunluğu ve onun temsilcileri bunu istiyor. Bu kalabalığın karşısında "manda ve himaye kabul edilemez" diyen bir avuç devrimci var .
Sen niye dinlemiyorsun? Devrimci olduğun için dinlemiyorsun ve çözümü sen getiriyorsun zaten. Bunları dinlemeyerek getiriyorsun.
Rusya'da da önce bir Şubat Devrimi oluyor, ardından abuk subuk bir sosyal demokrat rejim kuruluyor ve bir süre herkes onun bitmek bilmeyen yalpalamalarıyla uğraşıyor; Bolşevikler o arada asker ve işçi meclislerinde teker teker örgütleniyor ve sonunda bu rejimi bir darbeyle indiriyor .
Bunların peşinde bunların paçalarına tutularak falan değil yani, oradan hiçbir şey gelmez. Birileri düzeni tümüyle reddettiği için bu oldu.
O gün Lenin "bunun zamanı geldi" demese, Troçki işin askeri ayağını yönetmese, bu iş olmazdı . Bu kadar basit.
Türkiye'de bugüne kadarki en büyük sıkıntı da bir alternatifin yaratılamamış olması. Her seçim döneminde ya CHP'ye ya DEM Parti'ye yedeklenen bir eğilim mutlaka çıkıyor ve bunların arkasına takılan her seferinde yeniliyor, sonra da hakikaten çok üzülüyor . Instagram'dan yazan, mail atan arkadaşlar var ve hepsinin sorusu aynı: bu nasıl olacak, ya bu sefer de olmazsa ?
Bu sorunun arkasında içine doğduğumuz Türkiye duruyor. Biz doksanlara doğduk, ben doksan üçlüyüm . Buradaki siyaset algısı şuna dayanıyor: her beş yılda bir AKP'nin karşısındaki en büyük adaya oy vereceğiz, o da onu yenecek; yenemeyince de lanet olsun böyle ülkeye, ben buradan gidiyorum, insanlar zaten mal . Bu kavrayışta insanlar özne değil . Hiçbir şeye katılmıyoruz, hiçbir örgütsel bağımız yok, hiçbir siyasal çalışmanın içinde değiliz, ne sendikalıyız ne partiliyiz, kimseyi belli bir siyasal hat içinde örgütlemiyoruz, büyük bir grubun üyesi değiliz; o süper değerli bireyliğimizden sıyrılıp parçası olduğumuz bir kümenin bize verdiği bir hayat anlamı da yok . Sadece gidiyoruz ve oy veriyoruz . Tarihte bununla çözülmüş bir sorun yok ve çözülmeyecek. ABD'de çözemediler, Avrupa'da da çözülmeyecek, burada da .
Ülke süper sermaye yoğunsa, refahtan uçuyorsa belki çözersiniz; o zaman mesele büyük bir krize dönmeyebilir, bugünkü İsveç gibi bazı yerlerde bu yollarla idare edilebilir . Bizimki gibi ekonomilerde, yarı Asyalı yarı Batılı şarklı toplumlarda bu araçlar böyle çalışmıyor, çünkü iktisadi yapımız buna el vermiyor . Bizde seçim kazanmak için bile, Güney Amerika'da, Şili'de, Peru'da olduğu gibi, inanılmaz bir halk mobilizasyonu lazım .
Demokrasi de bir kurum değil, yönetenleri denetleyebilecek bir halkın varlığıdır . Okullarda çocuklar açlıktan bayıldığında öğretmenlerin şehir şehir ayaklandığı, çadır kurup halka dert anlattığı, eylemliliği süreklileştirip siyasetçileri bir çözüm bulmaya mecbur bıraktığı yerde demokrasi vardır , ve Fransa'daki liselilerin bugün demokrasiyi kazanması da tam olarak budur . Bunun için toplumun her yerde örgütlü olması, özgür bir basının yaratılıp ona sahip çıkılması, insanların bir partinin, bir sendikanın mensubu olarak faaliyet yürütmesi, bununla eşgüdümlü biçimde başkalarını da o yapının üyesi yapması, sorumluluk alıp bedel ödemesi, bir mücadelenin içine girmesi ve ancak en son aşamada oy vermesi gerekiyor .
bunlar olmadığı sürece, bu ön adımlar olmadığı sürece siz sandıktan kazansanız da çıkmayacaksınız. Altını çiziyorum, yüzde doksan da alsanız siz yüzde elli bire kırk dokuz yenileceksiniz.
Seksenlerde Meksika seçimlerine bakmak yeter . Sandıktan kazanıp iktidara yürüyeceğiniz böyle bir dünya yok .
Bir izleyici soruyor: olur da 2028 seçiminde "malum kişi" adaylığını koyarsa, en doğru tavır sandığı protesto edip oy vermemek olmaz mı ? Tayyip Erdoğan'ı mı kastediyorsun? Hayır, bu hiçbir zaman bir çözüm değil . Oy vermemek, alternatif bir gücünüz varsa yapılabilecek bir şey . Kürt siyaseti iki binlerde sürekli bir boykot kampanyası yürütüyordu, ama neye dayandığını da söylüyordu: demokratik konfederalizm istiyorum, bunu gerçekleştirecek silahlı bir gücüm var, o yüzden boykot ediyorum . Yetmişlerde Devrimci Yol da ilk seçimde açık bir pozisyon belirtmedi (bence üstü örtülü biçimde CHP'yi destekledi), ikinci seçimde ise net biçimde CHP karşıtı bir çizgiye geçip boykot etti ve yerel seçimlere girdi . Mesaj ortadaydı: bizim yerel bir gücümüz, aslında toplam bir siyasal gücümüz var; silahlı olan bu güçle halkın içinde bir alternatif yaratabiliriz, o yüzden merkezi siyaseti boş verin, yerellere odaklanın .
İki boykotun da arkasında böyle bir güç vardı. Bugün Türkiye'de bu güç kimsenin elinde olmadığı için sandığı reddetmek kimse için bir yöntem değil . Bizim için yöntem, sandıkta düzen dışı alternatifi çıkarmak.
Demokratik konfederalizm
Abdullah Öcalan'ın Mart 2005'te bir deklarasyonla ana hatlarını açıkladığı siyasi model. PKK'nın Marksist-Leninist temelde bağımsız bir Kürt ulus devleti kurma hedefinin yerine, yerel meclislere, doğrudan demokrasiye, öz yönetime ve öz savunmaya dayanan konfederal bir örgütlenmeyi koyar; Öcalan bunu geliştirirken Amerikalı düşünür Murray Bookchin'in özgürlükçü belediyecilik fikrinden etkilendi. Deklarasyonun tarifiyle bu bir devlet sistemi değil, "halkın devletsiz demokratik sistemi"dir. Hareket kısa sürede Türkiye, Suriye ve Irak'ta gizli meclisler kurmaya başladı; modeli hayata geçirmek için 2007'de Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) kuruldu.
Devrimci Yol ve Fatsa
Devrimci Yol (Dev-Yol), 1974 affından sonra THKP-C ve Dev-Genç kökenli kadroların tartışmalarından doğan, Mahir Çayan'ın çizgisini savunan bir hareket; 1977 ile 1980 arasında Türkiye solunun en kitlesel akımlarından biriydi. Halk komiteleri fikrini sol gündemine sokan da oydu.
En bilinen yerel deneyimi Fatsa'dır. Dev-Yol militanı Fikri Sönmez, belediye başkanının ölümü üzerine yapılan ara seçimi 14 Ekim 1979'da bağımsız aday olarak kazandı; ilçeyi on bir bölgeye ayırıp belediyenin çalışmalarını denetleyen halk komiteleri kurdu. 11 Temmuz 1980'deki askeri operasyonla görevden alınıp tutuklandı, 1985'te cezaevinde öldü.
İleri Okuma
- Wilson İlkeleri (Vikipedi)On dört madde ve Osmanlı'ya dair 12. madde.
- Wilson Prensipleri Cemiyeti (Vikipedi)Amerikan mandası talebi, kurucuları ve mandacıların gerekçeleri.
- Erzurum Kongresi (Vikipedi)Manda ve himayenin reddedildiği 1919 kongresi.
- Şubat Devrimi (Vikipedi)Çarlığın yıkılışı, Geçici Hükümet ve ikili iktidar.
- Russian Provisional Government (Wikipedia)Menşevik ve Sosyalist Devrimci bakanların katıldığı koalisyon kabineleri.
- Ekim Devrimi (Vikipedi)Petrograd Sovyeti, Devrimci Askeri Komite ve Kışlık Saray'ın alınışı.
- 1988 Mexican general election (Wikipedia)PRI'ın hâkimiyeti, Cárdenas'ın adaylığı, sistem çöküşü ve hile iddiaları.
- Demokratik konfederalizm (Vikipedi)Öcalan'ın modeli ve Bookchin etkisi.
- Democratic confederalism (Wikipedia)2005 deklarasyonu, meclis örgütlenmesi ve KCK'nın kuruluşu.
- Devrimci Yol (Vikipedi)Hareketin kökeni ve temel kavramları.
- Fikri Sönmez (Vikipedi)Fatsa belediye başkanlığı ve halk komiteleri.