Yazı
Gizli Faşizmi Kırılgan Sermaye Üretir
Türkiye'nin değişmeyen baskı düzeni, 24 Ocak'tan beri halkını küresel sermayeye pazarlayan kırılgan bir birikim modelinin devlet biçimidir: dışarıdan demokrasi gibi görünen, içeride faşist işleyen bir gizli faşizm. Başka bir birikim modelini hedeflemeyen hiçbir yol bu düzenden çıkarmaz.
Limbo # Gündemle falaka atmak ↗Türkiye ithal ikame sisteminden 24 Ocak'la ve arkasından gelen darbeyle çıktı . Ardı ardına gelen siyasal İslamcı iktidarlar yeni ve suni bir denge kurdu; toplum döve döve örgütsüzleştirildi, örgütlülük yüzde kırk birden yüzde yediye indi . Sol, yurtsever, kamucu ne varsa, yani toplumsal denetim kurabilecek, bu ülkede demokratik bir yapı inşa edebilecek bütün odaklar tasfiye edildikten sonra müthiş bir sermaye birikimi geldi, dışarıdan akan büyük yatırımlarla birlikte . Çünkü dışarıdan bakan sermaye için manzara şuydu:
dikensiz gül bahçesi. Burada grev yok abi, grev olduğu anda biz kafalarını ezeriz zaten. O yüzden siz getirin paranızı yatırın buraya.
Halkını pazarlayan mafyatik bir rejim bu; küresel sermayeye olabilecek en aşağılık biçimlerde bir tür halk pazarlamacılığı yapıyor . 1980'den beri açık açık yapılıyor ve marj her yıl biraz daha büyüyor: daha gaddar, daha pervasız, her seferinde daha düşük fiyatla vitrine sunuluyoruz. Bir direkte dans etmediğimiz kaldı, yakında silahı çekip onu da isteyecekler .
Bunu kültürel bir kusur sananlar çok. Oysa Rusya'nın, Türkiye'nin, İran'ın, Çin'in militarist olması ne bir hobi ne de kültürle, genle gelen bir huy ; küresel ekonomiye bağlı yerel ekonomilerin ne kadar güçlü, ne kadar kırılgan olduğuyla ilgili bir durum . Aynı ülkeler sermaye yoğun tüccar devletler olsalardı tam tersine dönüşür, çok kültürlü refah devletleri olurlardı; o seviyeye ulaştıkları oranda da kaçınılmaz olarak dönüşecekler .
Bunu da zevk için mi yapıyorlar, bazı küresel elitler emretti diye mi yapıyorlar? Hayır. Bu şekilde sermayeyi büyütmek daha meşru, daha kolay ve daha karlı oluyor.
Bugün Hollanda'nın, İsveç'in yaptığı tam bu: var olan sermayeyi büyütmek, orduyu küçültmek, yatırımı durmadan hizmet sektörüne basmak . Kaba bir karikatür bu, farkındayım, ama mekanizma değişmiyor. İktisadi yapılar oradaki sermaye bileşenlerinin kâr maksimizasyonuna göre kuruluyor; havadan gelmiyor, kimse iyi ya da kötü insan olduğu için yapmıyor . Kâr realizasyonu nasıl gerçekleşecekse, bir ülkenin sermaye düzeni hangi aşamadaysa, hangi modelle birikim yapıyorsa (neoliberal mi, Keynesyen mi, heterodoks başka bir model mi) siyaset de ona göre üretiliyor . Bugün Türkiye'de gördüğünüz sürekli dehşet rejimi, insanı gündemle falakaya yatırma usulü de bunun ürünü: bir gündemle vuruyorlar, sen onun acısıyla bağırırken başka bir gündemle bir daha vuruyorlar ve öncekini unutuyorsun .
Türkiye'deki sermaye bileşenleri zaten Avrupa'ya entegre bir montaj sanayii olduğu için, müthiş yaratıcı, müthiş nitelikli işler üretebilecek tipler olmadıkları için, büyük ölçüde vergi indirimli bölgelerde Batı'ya yapışık yaşayan acenteciler oldukları için, bu ekonomi kırılgan ve o halk pazarlamacılığı da bu kırılganlıktan doğuyor . Tipik bir yarı sömürge gibi. (Yarı sömürgeyi burada biçimsel söylüyorum, özü itibariyle değil; olayın edebi tarafını anlatmak için .)
Kırılganlık böyle olunca devletin tehlike sıralaması da altüst oluyor . İşçiler, özellikle inşaat işçileri, öğretmenler, mimarlar, öğrenciler, kadınlar, mühendisler, hatta sendikal faaliyet yapabilseler polisler bile .
Herhangi bir terör örgütü tehdidinden daha büyük bir tehdit Türkiye için, işçi örgütlülüğü.
Bu kadar büyük bir mesele onlar için, çünkü kurdukları model bu . İnsanlar devletin kavga ettirme hatlarında kavga etmeyi bıraktığı an neoliberal devlet rejimine, siyasal İslam'a karşı bir alternatif beliriyor. 1979'da Fatsa böyle bir alternatifti, Gezi de öyle; ikisinde de işi gücü bırakıp ezdiler .
Şili, Arjantin, Türkiye, Endonezya, Bangladeş, Pakistan: hepsi aynı model ve hepsinin neoliberal ve kırılgan olması tesadüf değil . Darbeler birbirini kovalıyor, siyasal İslamcı ya da dinci, fanatik ırkçı rejimler arka arkaya geliyor; Peru'da da Şili'de de aynı, Bolivya bir dönem kısmen aynı, Arjantin hep bu modelde . Bu ülkelerde olanın bir adı var, gizli faşizm . Kırılgan ekonomi ve neoliberal terör, gizli faşizmi de mümkün kılıyor .
Gizli faşizm
Kavramı Türkiye solunda THKP-C'nin kurucusu Mahir Çayan, Kesintisiz Devrim II-III'te tanımladı. Çayan'a göre "bizim gibi ülkelerde" oligarşi emekçilere demokratik hak tanımayan bir dikta olarak yönetir ve buna "sömürge tipi faşizm" de denebilir. Bu yönetim ya klasik burjuva demokrasisiyle ilgisi olmayan bir "temsili demokrasi" görünümü altında işler (gizli faşizm) ya da sandığa itibar etmeden açıkça uygulanır. Çayan 1950-1971 arasını gizli, 12 Mart dönemini açık faşizm olarak niteler.
İkinci Dünya Savaşı'nın faşizmi normalde dışarıdan gelir . Almanya'da, İtalya'da tabandan gelen faşistler devletin dışında bir odak kurar, komünistlerin devrim yapmasını engellemek adına büyük sermayeyle, zenginlerle işbirliği yapar ve normalde zenginlerin doğrudan temsilcisi olan liberal ya da muhafazakâr parlamenter hükümetlerin yerine geçerler . Dışarıdan gelip adım adım entegre oluyorlar, büyük sermaye ailelerinin kızlarıyla evlenecek kadar . Komünistleri ezdikleri için o zenginlerin fabrikalarında bir daha grev olmuyor, hiçbir işçi hareketliliği kalmıyor . Ardından müthiş bir dincileştirme, ırkçılaştırma kampanyası geliyor ve komşusundan nefret etmekle meşgul toplum yukarıdan yapılan soygunları, haksızlıkları, liyakatsizlikleri (madem bu kelimeyi seviyorsunuz) göremez hale geliyor, hedef şaşırtmanın gölgesinde daha da yoksullaşıyor . Sonra emperyalist, yayılmacı, irredantist emeller adına bir cephe açılıyor; bir "gerçek ulus" tarif ediliyor, onun dışında kalan bütün ötekiler toplum düşmanı ilan edilip dinci milliyetçi bir saldırı furyasına hedef oluyor . Almanya'da bunu Kristallnacht'ta görüyorsunuz, kitapların ateşe verildiği, Yahudilerin gettolara hapsedildiği günlerde; dikkat edin, ortada daha Holokost falan yok . İtalya'da sokak gösterilerinde sosyal demokratlara, komünistlere, kısmen liberallere bile saldırılıyor .
(İspanya'da Franco da kısmen dışarıdan geldi. Krallık sıkışmış, cumhuriyet ilan edilmişti; İspanya tam kendi içinden bir sol alternatif çıkarmışken anında darbe geldi . Ordunun büyük kısmı Frankocu kralcıların yanına geçti, solun anarşistlerle, Stalinistlerle, Troçkistlerle kendi iç çatışmaları da eklenince iç savaşı onlar kazandı; İtalyanlar ve Almanlar da arkalarındaydı, bazı İtalyan taburları gelip İspanya'da savaştı bile .)
Türkiye'deki faşizm ise bundan farklı . İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra o yol çok maliyetli hale geldiği için, içeride durmadan çatışma ürettiği için, Avrupa ulusları arasındaki savaşın ve rekabetin önü alınmak zorunda olduğu ve ortada artık tekelleşmiş bir Avrupa sermayesi bulunduğu için klasik yol kapanıyor .
NATO çerçevesinde yukarıdan getiriyorlar faşizmi, bakın bu yeni bir şey. Yani devletler içeriden bir gizli faşizm üretiyorlar.
Dışarıdan bakınca bir parlamento var gibi görünüyor. Seçimler var gibi, isteyen aday olup belli makamları kazanabilir, ülkeyi yönetebilirmiş gibi, seçmenin bir iradesi varmış gibi, özgür bir basın varmış gibi . Bu ülkelerin hepsi böyle, Bulgar Krallığı bile böyleydi, Türkiye de dahil. Kurdukları rejime muhalif olduğunuz an ise pat diye tutuklanıyorsunuz . Partiniz kapatılıyor, üstüne kayyum atanıyor. Özgür medya adına bir şey yazıyorsunuz, yayın yasağı geliyor; duyurmaya çalışırsanız kara propagandadan içeri alınıyorsunuz . Kampüste yönetime katılmaya çalışıyorsunuz, polis geliyor, ters kelepçe, hapis . İş yerinde hakkınızı arıyorsunuz, "bunlar Kürt, bunlar terörist" deniyor ve bütün toplum size düşman ediliyor . Bunu yalnız iktidar eli yapmıyor, işin bir de kontrollü muhalefet ayağı var; sonunda ya yine içeridesiniz ya toplumdan yalıtılmışsınız.
Kısmi bir demokrasinin olduğu ülkelerde tablo başka, çünkü oralarda kamusallık var . Devlet orada "anında bastırayım, öldüreyim" refleksine giremiyor, giremediği için de bu alanlardan sızan kamusal tepki toplumsal bir örgütlülüğe dönüşüp bir demokratik alan açıyor . Bizde açılamayan alan tam olarak bu, ve Türkiye kurulduğundan beri böyle .
En azından 1950'de iktidara gelen Demokrat Parti'nin Türkiye'yi NATO'ya soktuğu dönemden beri diyelim . Faşizan yasalar ondan önce de vardı, CHP işçi yasasını İtalyan ceza hukukundan alıp işçi örgütlülüğünü kırmaya çalışıyordu . (Ama bunlar daha klasik biçimler. CHP'nin kendi içinde solidarist yaklaşımlar da var. Emperyalizme karşı savaşıp devrimci bir cumhuriyet kurduğu için burjuva devriminin olumlu, ilerici yanlarını taşıyor; öte yandan bir sermaye devleti olduğu için Türkiye Cumhuriyeti kaçınılmaz olarak hızla gericileşiyor ve bu gericileşme Atatürk'ün ölümünden sonra zirveye çıkıyor .) CHP iktidarı kendi içinden çıkardığı Demokrat Parti'ye resmen, anlaşmalı olarak bırakıyor, çünkü bırakmazsa bütün cumhuriyet rejimi belden aşağı gidebilecek durumda .
Demokrat Parti'nin ilk yaptığı şey NATO'ya girmek ve ABD'yle karşılıklı bir savunma paktı imzalamak oluyor . O metnin içinde bir dolaylı saldırı stratejisi var:
Yani ABD diyor ki, Türkiye'de herhangi bir halk iktidarı kurulursa yani sol bir iktidar kurulursa ben askerle müdahale edeceğim diyor ve Demokrat Parti bunu imzaladı.
Ve benim okumamla bu, NATO'da bugün bile geçerli . Komünist rejim istemeyenler için örneği yumuşatayım: yarın Türkiye'de sol Kemalist bir hareket iktidarı alsa, NATO bu mevzu yüzünden Türkiye'ye saldırır, gücü yeterse tabii. Bence saldırsa da bir şey yapamaz; İran'da neyin ne olduğunu gördük . Bunun hukuki altyapısını Demokrat Parti kurdu . Bu imzayı Demokrat Parti'nin ağzından tercüme edersem şöyle bir şey çıkıyor: "Buradaki Amerikancılık, buradaki Batıcılık bitecek gibi olursa Amerikalılar gelsin, ülkemizi işgal etsin, buradaki solcuları öldürsün, iktidarı geri bize versin." Benim adım daha kısa, köpeklik rejimi . İmzaladıkları belge bu, açıp kendiniz bakın . Demokrat Parti'nin ABD'yle imzaladığı savunma anlaşmasını Fatih Yaşlı da yazdı; Hasan Ünal'a, Cangül Örnek'e, yakın dönem siyasi tarihini araştıran pek çok kişiye, istersen Ahmet Şık'a sorun, hepsi anlatacaktır .
Bunu yalnız Türkiye imzalamıyor, NATO'ya taraf olan herkes imzalıyor: bir ülkede sol rejim kurulursa NATO güçleri müdahale edip onu doğrudan ortadan kaldıracak . (Sovyetler Birliği'nin karşılığı Varşova Paktı'ydı ve Çekoslovakya kapitalizme dönecek gibi olunca, benim bildiğim kadarıyla Çekoslovakya'nın da imzası olan o anlaşmaya dayanarak müdahale edip Alexander Dubček'leri iktidardan uzaklaştırdı; iyi mi yaptı kötü mü, o ayrı hikâye .) Büyük ittifak yapıları buna dayanıyor, böyle ayakta kalıyorlar .
Dolayısıyla gizli faşizm arkadaşlar, sizin dışarıdan bakıldığında demokratik bir devlet görünmenize fakat içeride faşizmi iliklerinize kadar yaşamanıza sebep oluyor.
Sebebi de neoliberalizmle desteklenmiş kırılgan bir ekonomi, ve bu ikisi birbiri olmadan yürümüyor . Ecevit 79'da demokratik bir rejimle bu 24 Ocak kararlarını uygulamanın, bu halka neoliberalizm şerbetini içirmenin imkânsız olduğunu söylüyordu . Bir sene sonra darbe oldu, gerisini oradan hesaplayın . Türkiye'nin değişmemesinin sebebi bu; ne kültürel kimlik ne siyasal mit . Bu neoliberal rejimi hedef almayan, başka bir birikim modeline geçmeyi hedeflemeyen hiçbir yol kurtuluşa çıkarmaz .
1970'lerde Türkiye solunun aklı başında bütün unsurları, lak lak etmeyi bırakıp gerçekten bir şey yapanların hepsi bu gizli faşizm tespitini yapmış, ona göre hareket etmişti . Bir kesim ise ülke günlük güllük gülistanlıkmış gibi davrandı. Faşistler her tarafa yerleşiyor, sermaye grupları kendi aralarında çatışırken faşizmi ve katliamları artırıyordu, çünkü bu devletin içinden geliyordu; sermaye odaklarına karşı mücadele edecekseniz ağırlığı antifaşist politikaya vermek zorundaydınız . Onlar ise organize sanayiye gidip işçi ikna etmekle, köylüyle konuşmakla, küçük bir ağa bulup aday göstermekle uğraştı . Sonuç belli, darbe olunca ellerinde çantalarla sıraya girdiler . Çok Sovyetçi arkadaşlardı; sorsan mangalda kül bırakmazlardı, karşılarındaki devrimcilere goşist moşist derlerdi .
Bir izleyici yazmış: faşizme karşı birleşmeyen bütün sosyalist partiler onun gözünde liberallerle aynı . Buna itirazım yok. Yalnız karşımızdaki şey klasik bir faşizm sayılmaz, gizli faşist bir mekanizma; ara sıra faşizme dönüşme tehlikesinin emarelerini gösteriyor . Birtakım şebekelerle, mafya ve tarikat ağlarıyla işini zaten hallediyor, açığa çıkmaya gerek duymuyor, çünkü karşısında çok güçlü bir sol yok .
İleri Okuma
- 24 Ocak Kararları, VikipediProgramın hazırlanışı, içeriği ve 12 Eylül darbesiyle ilişkisi üzerine tartışmalar.
- Özal, Turgut, TDV İslâm AnsiklopedisiÖzal'ın 12 Eylül sonrası ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığı.
- 12 Eylül Darbesi Milli Güvenlik Konseyi Bildirileri, Anka HukukDİSK ve MİSK'in faaliyetlerini durduran 7 numaralı bildiri.
- AYM'den polislerin sendika kurma hakkına ilişkin karar, Anadolu Ajansı4688 sayılı Kanun'un 15. maddesine ilişkin 2014 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı.
- Fikri Sönmez, WikipediaFatsa belediye başkanlığı, halk komiteleri ve tutukluluğu.
- 11 Temmuz 1980: Fatsa'da Nokta Operasyonu yapıldı, marksist.orgHalk komiteleri deneyimi ve operasyona katılan birlikler.
- Türkiye sosyalistlerinin faşizmle imtihanı (1971-1980), Sendika.OrgMahir Çayan'ın Kesintisiz Devrim II-III'teki gizli faşizm, açık faşizm ve sömürge tipi faşizm ayrımı.
- Faşizm, Bonapartizm, Az Gelişmiş Ülkelerde Devletle Siyasetin Göreli Bağımsızlığı, Sosyalist GündemÇayan'ın gizli/açık faşizm analizine eleştirel bir bakış.
- Kristallnacht, Holokost Ansiklopedisi (USHMM)9-10 Kasım 1938 pogromunun seyri ve rejimin olaydaki rolü.
- Türkiye'de Emeğin Bir Mücadele Aracı Olarak İş İhtilafları: 1936-1963, Çalışma ve Toplum1936 İş Kanunu'nun grev ve lokavt yasağı ile zorunlu tahkim düzeni.
- Demokratik Anayasa ve Ceza Kanunu'nun 141 ve 142'nci Maddeleri, Uğur AlacakaptanMaddelerin 1936'da 3038 sayılı kanunla İtalyan Ceza Kanunu'ndan alınışı.
- Türkiye and NATO, NATOTürkiye'nin 18 Şubat 1952'deki üyeliği.
- Editorial Note, Foreign Relations of the United States 1958-1960ABD'nin 5 Mart 1959'da Türkiye, İran ve Pakistan'la imzaladığı ikili İşbirliği Anlaşmaları.
- Strategic Nuclear Missiles in Turkey: The Jupiter Affair, 1959-1963, Nur Bilge Criss1959 anlaşmasının 'doğrudan ya da dolaylı saldırı' ifadesi, Meclis'e sunuluşu ve Ecevit'in itirazı.
- The North Atlantic Treaty, NATOAntlaşmanın tam metni; 4. ve 5. maddeler.
- Soviet Invasion of Czechoslovakia, 1968, Office of the HistorianDubček reformları, Varşova Paktı müdahalesi ve Brejnev Doktrini.